İLK AN
Filmlerde görürüz, kitaplarda okuruz, hatta bazen arkadaşlarımızda bile rastlarız. Aşık olurlar, hem de ilk görüşte. Sudan çıkmış balığa dönerler, ne de olsa daha önce başlarına hiç böyle bir şey gelmemiştir. Kalplerini aşık olduklarının avcunda hissederler. Sonra bir cesaret gelir, bu duygu karşı taraf ile paylaşılır. Eğer bu aşk karşılıklıysa bir ilişki başlar, değilse reddedilirler. Reddedilmek belki sadece o kişinin heyecanını yıkar, hayallerini zedeler, ama yine de içindeki duyguyu taşımaya ve aşka inanmaya devam edebilir, belki senelerce, belki de ömür boyu. Tabii herkesin kendisi için istediği her zaman aşkın karşılıklı olması ve bir ömür mutluluk. Değil mi?
İşte ilk başta bahsettiğim, etrafımızdakilerde bile rastlayabileceğimiz olayın can alıcı noktası burada başlıyor. Ben buna aşka küsmek diyorum. O "karşılıklı" olduğuna inanılarak başlanan ilişki belki bir, belki iki taraf için de çok acı sonlarla bitebiliyor. Bu acı sondan sonra "ben aşka inanmıyorum", "ben aşık olmam", "hayatımda bundan sonra bir ilişkiye yer yok" gibi cümleler savuruyorlar etrafa. Çok haklı değiller mi? Kim o acıları tekrar tekrar yaşamak ister?
Ben istemedim. Korktum, hem de çok.
Derken bir gün dışarıda çalışırken kafamı çevirdiğimde onu gördüm. Gözlerime inanamadım çünkü hayal edebileceğimden de güzeldi. Önce derin bir nefes alıp gözlerimi kapadım. Kendi kendime "bu kadar da olamaz, abartıyorsun, kendine gel" dedim. Dedim ama çoktan ona doğru çekilmeye başlamıştım bile. Daha yakından bakmak, hatta o andan sonra sadece ona bakmak en büyük isteğim oldu o an. Genelde insana yakından bakınca yüzündeki ya da vücudundaki kusurlar netleşir, uzaktan göründüğü kadar güzel değilmiş deriz. İşte o öyle değildi. Ona yaklaştığım her adımda daha da güzelleşiyordu. Ben de titreyerek ilk yürüyüşümü gerçekleştiriyordum. Göz göze gelip bana ilk gülümsemesinden sonra da aşka olan tüm küskünlüğümü olduğum yere bıraktım ve bakışlarındaki sıcaklıkla o soğukta ısınmaya başladım.
O gece gözlerimi kapatıp o anı düşündüm, o titreme yine geldi. Böyle bir duyguyu insan koşa koşa arkadaşlarıyla paylaşmak ister değil mi? Paylaştım. Karşılıksız olacağı için zamanla geçeceğine ben de onlar gibi inandım. Ertesi hafta hala geçmedi. Bir ay sonra, bir yıl sonra? Üç yıl geçti fakat onu ilk gördüğüm anı düşündüğümde içimde yaşadığım heyecan biraz olsun bile azalmadı.
En başa dönersek, hiçbirimizin hayattaki tecrübeleri maalesef acısız değil. Yaşadıklarımızla bazı duygulara olan inancımız körelebiliyor hatta yok olabiliyor. Ben birine aşık olabileceğim ihtimalinin yok olduğuna emindim, öyle biri olamazdı. Şimdi belki de kendimde en çok emin olduğum duygusuzluğu olabilecek en yoğun şekilde yaşıyorum. İşin çaresiz kısmı ise buna engel olamıyorum. Olmak istemiyorum çünkü kendimi hiç olmadığım kadar canlı hissediyorum. Bir insanı hayata küstürme gücü olan bu duygunun aynı zamanda hayata bu bağlayabilmesi kocaman bir ironi.
Büyük kararlar, büyük duygular, büyük değişimler insanı korkutur. Bunlarla karşılaştığımız ilk anda endişelenip ve ne yapacağımızı şaşırmak son derece doğal. Aşık olmak da bunlardan bir tanesi ve onu hissetmekten korkmamak büyük cesaret ister.💜
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder