Uyumadan Öncesinden
O şarkıyı, bizim şarkımızı ne güzel söylüyordu gözlerime bakarak. "Sen benimsin, ben seninim" derken nasıl inanarak söylüyordu. Bakışlarında öylesine dopdolu bir sıcaklık, sevgi, bağlılık vardı ki ben çok inandım. O ve daha nice sözlere tüm kalbimle bir kere bile "acaba" demeden, sorgulamadan ve hiç daha fazlasını beklemeden sadece inandım. Bundan tam bir yıl önce nasıl inandıysam her geçen gün daha fazla inandım.
Dokuzuncu ayımızda her görüşmemize ilk günkü heyecanla geldiğini söylediğinde dua ettim "Allah'ım ben onunla bulutların üzerindeyim. Bana asla hayal edemeyeceğim mutlulukları böyle güzel yaşatırken ne olur ellerimi bırakmasın". Şimdi elimde kalan bir fotoğraf bir de video var. Normalde her şeyi sildim sanıyordum. Fotoğrafta aşağıda sol köşede küçücük bir karesi var. Orada nasıl güzel gülüyor. Gözleri kısılmış, elmacık kemikleri çıkmış. Bu hayatta görebileceğim en güzel karenin onun gülüşü olduğuna yemin edebilirim. Çok nadir kahkaha atıyor ama onun o tatlı kahkahasını duymak için şu an bile her şeyi verebilirim. Nasıl güzel bir ses o! Sanki duydukça kalbim yaşam sevinci doluyor. Videoda var o kahkahası, saatlerdir dönüp dönüp o gülüşe bakıyorum, sesini dinliyorum.
Nasıl bir özlem bu anlamıyorum. Çok yoğun, çok derinden geliyor, karşı koyamıyorum. Tekrar tekrar o dokuz buçuk ayı yaşamak istiyorum. Öyle bir boşluktayım ki kaybolmuş gibi karanlık, kocaman, hiçbir sesin olmadığı bir yerde "Neredesin Yunus Emre'm" diye bağırıyorum. O gece beni bırakıp gittiğinden beri her dakika onu arıyorum. "Neden bıraktın ellerimi, nasıl bıraktın?!" diye bağırmak istiyorum. Beni duymuyor. Beni görmüyor. Beni başkalarına bırakıyor. "Lütfen senden başkası bakmasın, dokunmasın bana ne olur sen de izin verme" demek istiyorum. Onu bulsam söyleyeceğim. Bulamıyorum.
Deniyorum, tüm gücümle bittiğine, onu bir daha göremeyeceğime inandırıyorum kendimi. "Bugünden sonra artık onu düşünmek yok" diye sözler bile veriyorum kendi kendime. Başkalarını çekici bulmaya bile çalışıyorum. Hiç düşünmeyeyim diye gün içerisinde deli gibi yoruyorum kendimi. Fakat dönüp dolaşıp yine onu özlerken, keşke yanımda olsa derken buluyorum içimdeki sesi.
Hiç kandırmaya çalışmadım kendimi. Hala sevdiğimi, unutamadığımı, hem ruhumun hem de bedenimin hala onun olduğunu iliklerime kadar hissettiğimi hiç reddetmedim. Çok daha ileriye gidecek olursak kendimi tatmin etmeye çalışırken başkalarını düşlemek için zihnimi zorlarken bunu hayal bile edemedim, hayali bile mide bulandırıcı. "Allah'ım yine bana öyle aşkla bakıp beni öyle tutkulu öpecek mi" diye düşünmeden edemedim. İçten içe onsuz geçen her gün belki fikri değişir, kalbinde bir yerde küçücük de olsa ben varımdır ve bunu anlayıp yanıma gelir diye bekledim, yapmayacağını bilsem de bekledim. Defalarca her kapı zilinde kalbimin nasıl çarptığını kimse hayal edemez.
En kötüsü şu an bile kendi kendime onunla vedalaşırken, son görüntüleri, telefon numarasını silmek için kendimi hazırlarken bile çaresizce gelsin ve beni kaç aydır süren kabusumdan uyandırsın diye bekliyorum. Bu aşk değil saplantıysa da ne olur iyileşeyim çünkü gücüm kalmadı.
Bugünden sonra ona asla ulaşmayacağımı biliyorum. İçten içe ölsem de hiçbir zaman haberi olmayacak. Belki bir gün başka biriyle birlikte olduğunu öğreneceğim. Belki anca o zaman beni gerçekten sevmediğini, onun için tamamen bittiğimi anlayacağım. Kalbim nasıl dayanacak, nasıl atmaya devam edecek bilmiyorum. Ama ben zaten ayladır hissetmeden, sadece yaşamak için nefes alan beden gibi tutunmaya çalışıyorum onsuz bir hayata.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder